20 Mayıs 2011 Cuma

SAĞLIKLI ÖNERİLER

Vücudumuzda aşırı yağ birikimini önlemek mümkünmüdür? Evet tabii ki mümkündür.



50 yaş üsütünde olan kişilerin günlük enerji ihtiyaçlarını ‘düşük şeker indeksli’ gıdalardan almalarında fayda vardır. ‘düşük şeker indeksli’ yiyecek ya da gıda ne demektir?



Sağlıklı beslenme açısından önce bu kavramı anlamamız gerekmektedir.



Bildiğimiz gibi yemek yedikten sonra, gıdalarımızın sindirilmesi olayı başlar. Gıdalarımız parçalanarak bağarsaklarımızdan emilererek kanımıza geçer ve kan şekerimizi yükseltirler.



Bazı gıdalar kana çok hızlı geçer ve kan şekerimizi çok hızlı bir şekilde yükseltir. Bazı gıdalar kanımıza yavaş yavaş geçer ve kan şekerimizi yavaş yavaş yükseltirler.



Kan şekerimizin hızlı yükselmesi sonucu vücudumuzda İNSULİN denen şeker hormonu hızlı bir şekilde ve aşırı olarak salgılanır.



Kan şekerimizin yavaş yavaş yükseldiği durumlarda ise İNSULİN HORMONU yavaş yavaş salgılanır.



İNSULİN denen şeker hormonunun hızlı bir şekilde çok fazla salgılanması kan şekerimizi hızla düşürür. Kan şekerinin hızla düşmesi ise acıkma hissini, tekrar yemek yeme ihtiyacını tetikler ve başlatır. Bir tabak börek ve baklava yedikten 4 saat sonra tekrar bir dilim ekmek, ya da bisküvi yeme ihtiyacının ortaya çıkması işte bu nedenle olmaktadır.



Oysa yemeklerden sonra kan şekeri yavaş yavaş yükselecek olursa bu acıkma hissi meydana gelmez. Örnek verecek olursak; çayımıza koyduğumuz şeker kanımıza hızlı geçip kan şekerimizi aniden yükselttiğinden, yüksek şeker indeksli bir besine örnektir.



Ülkemizde kişiler gün boyunca aşırı derecede şekerli çay tüketmektedir. Her çay bardağına iki şeker atan 50 yaşlarında bir kişinin kanına hızla geçen şeker miktarı oldukça fazladır. Bu kişide acıkma hissi hiç bir zaman ortadan kalkmıyacaktır. ‘Doyamıyorum, ben bu yemeklerle doymam, hemen acıkıyorum, midem eziliyor’ ifadelerinin arkasında bu gerçekler bulunmaktadır. (batı ülkelerinde bu kadar fazla şeker tüketeemz)



Hızlı INSÜLİN salgılanması ile kan şekeri hızlı bir şekilde vücumuzun çeşitli bölgelerinde yağ olarak depolanmaktadır (kasların etrafında, kasların içinde ve karın boşluğunda, organların içinde ve etrafında).



İNSÜLİN HORMONU aynı zamanda yağları depolayan hormondur. Vücudumuzdaki depo yağlar arttıkca da kan yağlarımız artmaktadır. Kan yağlarımızın yüksekliğinin ne kadar tehlikeli olduğunu artık herkes kabul etmektedir.



İNSÜLİN HORMONU kan şekerini aniden düşürünce de, acıkma hissi ile birlikte fenalık hissi, el ayaklarda titreme ve terleme hissi ortaya çıkmaktadır. Bu durumda bulunan bir kimsenin kan şekerini yükseltmek amacıyla saf şeker yada bir çikolata yemesi ya da şuursuz bir şekilde baklava ve böreğe saldırması son derece yanlış ve tehlikelidir. Çünkü, kan şekerinin aniden yükselmesi yukarıda saydığımız hormon salgılanma sürecini tekrar başlatacak ve vücut yağlanması bu şekilde giderek artacaktır.



İNSÜLİN HORMONU salgılanması arttıkca da GLOCAGON denilen yağları eriten hormonun salgılanmasıson derece azalır (yağlarımızı eriten hormon etkisiz hale gelmektedir). Sonuç olarak bu durumda kimse zayıflıyamaz.



Özetliyecek olursak: O halde mümkün olduğu kadar kan şekerimizi yavaş yavaş yükselten gıdaları kullanmamız gerekmektedir. Diğer bir deyimle ‘düşük şeker indeksli’ gıdaları tüketmekte yarar vardır. (profesyonel sporcuların dışında)



Hangi yiyecekler ‘düşük şeker indeksli’ gıda grubuna girmektedir? Bunları bilmemizde yarar vardır.



Sağlıklı yeme alışkanlığımıza en başta düşük şeker indeksli yiyecekleri tüketmekle başlamalıyız. Herhangi bir gıdayı az ya da kibrit kustusu kadar tüketerek değil.



DÜŞÜK ŞEKER İNDEKSLİ GIDALARIMIZ HANGİLERİDİR?


Bu gıdalar: her türlü tatlı ve şekerler (çay şekeri dahil), çikolatalar, pastalar, kekler ve şekerli içeçekler, baklava, börek, çörek, puaçalar, peynirli tostlar, pirinç pilavı, patates, makarnalar ve de tabii ki ekmek dışında bulunan yiyecekleridir. Görülüyor ki, ülkemizde en çok sevilen ve tüketilen gıda maddeleriaslında yüksek şeker indeksli olan gıdalardır. Bizlerin TOPLUM OLARAK BESLENME SORUNUMUZ maalesef, büyük bir zevkle pişirip tüketmiş olduğumuz bu yiyecekler ve yemeklerden kaynaklanmaktadır.



‘Düşük şeker indeksli’ yiyecekler kan şekerimizi hızla yükseltmezler, sonuç olarak INSULİN hormonunun da ani salgılanmasına neden olmazlar. Dolayısiyle vücudumuzda yağ birikimi (sellülit), kalçalardaki yağlar, göbeklenme vs. oluşmaz ve de kan yağlarımız yükselmez, yani şişmanlama olmaz.



Şişmanlama olmayınca da 1. kan basıncı yükselmez ve kalp damar, beyin hastalıkları, 2. kanser gibi öldürücü, sakat bırakıcı hastalıklar da ortaya çıkmaz.



Kilo almak 30 yaşlarında başlamaktadır. 30 yaşlarında büyüme durmaktadır ve metabolizma yavaşlamaya başlamaktadır. Yemek yeme alışkanlığı da aksine artarak devam etmektedir. Nedeni de: 30 yaşlarında özellikle evlenip rahatlayınca ve de düzenli bol yemek alışkanlıları ve sık sosyal uzun masa sohbetlerinin başlamasıdır. Giderek fizik hareketliliğimiz de azalmaktadır.



Kilo almak demek, vücudun yağlarının artması yani vücut yağlanması demektir. Yağlar giderek, göbek, kalça, baldırl ve iç organların etrafında birikmeye başlar. Sellülit yağlanmanın ve kilo almaya başlamnın en önemli belirtisidir.



Karaciğer çevresel toksik maddelerle bombardıman altında kalmaktadır.



Karaciğer yağlanması da olur. Göbek yağlanması = karaciğer yağlanmasıdır.



Karaciğer yağlanması sonucu kan yağlarımız yükselir, kilomuz artmaya başlar ve giderek kan şeker kullanımı bozulur ve de şeker hastalığı başlar.



Yukarıda saydığımız bu hastalıklarının hepsinin önlenebilir hastalıklar olduğu aşikardır. Yurdum insanı Hastalıkları davet etmeden bu şekilde vaz geçmelidir.




Sağlıklı kalma ve de sağlığını koruma inanın en kolay ve de en ucuz yoldur.


0 yorum:

Yorum Gönder